Site icon Kent Ekranı

Coşkun KARTAL; “ÇAĞRI” NELER GETİRECEK?

Herkesin Kürt meselesi, PKK, terör, teröristbaşılık,  Abdullah Öcalan konularında şimdiye dek bilinen görüşleri, bir duruşu var…dı!

Lakin, beklenmedik siyasetçilerden beklenmedik çıkışlar gelince, bu çıkışlar seslendikleri adrese ulaşıp bir de sonuç alınmış görüntüsü ortaya çıkınca..

İnkar etmeyelim ki, “her kesimde” 40 küsur yıldır yerleşmiş, hatta kemikleşmiş düşüncelerin içine soru işaretleri yerleşti.

Öcalan, aylardır beklenen çağrısını yaptı..

“PKK” dedi, “derhal kongresini yapıp kendini feshetsin, silahlı tüm gruplar da silahlarını bıraksın!”

Kendisinin hazırladığı ana metinde -herhalde bilinçli olarak- yer verilmeyen demokratikleşme, hukuki çerçeve gibi unsurlar da Sırrı Süreyya Önder “bunları da söylemişti” diyerek açıkladı.

Aslında, neredeyse yaygın medyanın tamamında 40 yıldır  terörist başı diye anılan Abdullah Öcalan’ın bu çağrısı, yandaşların çoğunlukta olduğu “bir kısım medyada” kendisine nasıl hitap edileceği  bilinemez durumlar da yarattı.

Öyle ya, ne diyeceklerdi?

Teröristbaşı deseler günün anlam ve önemine ters düşmüş olabilirler miydi?

En sonunda, kimin bulduğu bilinmeyen “dahiyane” bir fikirle “İmralı” diye bir özne yarattılar.(Hani Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı iken rahmetli Cüneyt Arcayürek onun bazı sözlerini Çankaya köşkünün bulunduğu “814 rakımlı tepe”den söylenmiş şekilde aktarırdı ya, işte öyle. Ancak o zaman mesele habere konu olan kişiyi sorumluluktan uzak tutmaktı. )

Sanki Öcalan demek yasaklanmış gibi, birden bire bütün ekranlar, haber bültenleri, alt yazılar, İmralı’nın ne dediğini anlatmaya, yorumlamaya başladılar.

Oysa ki, İmralı adası yalnızca Öcalan’la anılmayacak, kendisine ismi verilemeyecek  ya da bir tek onu anımsatmayacak kadar tarihimize damga vurmuş bir yerdi.

Adnan Menderes ve iki arkadaşı, Yassıada’dan İmralı’ya götürülerek idam edilmişler ve oraya gömülmüşlerdi.

Tam 26 yıl boyunca İmralı’da yatan Menderes ve arkadaşlarının naaşları, 1986’da Turgut Özal hükümetinin kararıyla oradan alınarak İstanbul’daki kabirlerine defnedilmişti.

İmralı, bir dönem de açık cezaevi olarak kullanılmış ve ünlü Sinema sanatçısı Yılmaz Güney yurt dışına kaçmadan izinli çıktığı son yer olmuştu.

Yani, Abdullah Öcalan’dan İmralı diye söz etmek, adanın üzerinde ondan önce yaşananlarla hiç uyumlu değildi.

Ancak, anlaşılan, bazıları kendilerince iktidarın çağrısına uyan Öcalan’ı incitmeme adına bir orta yol bulmuştu.

Öcalan’ın çağrısının açıklandığı salon kalabalıktı ve çok da büyük bir coşku görünmüyordu.

Muhtemelen, Kürtler çok bilinmeyenli bir denklemin içine düşmüş gibi hissediyorlardı.

Bir kere, çağrının yöneldiği adrese ulaşıp ulaşmayacağı, oradan istenen karşılığı alıp alamayacağı kuşkulu idi.

Zira, bu tür silaha dayalı terör örgütlerinde “üst yönetici” olan herkesin kendini bir lider adayı olarak görmesi, ilk fırsatta mevcut lideri tasfiye ederek bir nevi darbe yapması zaten beklenebilirdi.

Burada ise 26 yıl önce eli kolu, gözleri bağlı şekilde Türkiye’ye getirilirken uçakta “benim Annem de Türk’tü” diye bir nevi yakınlık kurmaya çalışan tasfiye olmuş biri söz konusuydu.

26 yıldır, onun iradesi, insiyatifi ve bilgisi dışında, eski örgütünün de yapısını geliştiren olaylar meydana gelmişti.

Örneğin Suriye’de YPG meselesi vardı.

Öcalan’ın silah bırakma çağrısının, ABD’nin açıkça silah da vererek desteklediği, PKK’nın Suriye kolu diye bilinen bu örgüte yönelik olup olmadığı bilinmiyordu.

Çağrı onlara yönelik de olsa, YPG’ in 26 yıl önce , belki de mensuplarının çoğu doğmadan yakayı ele vermiş birini lider olarak tanıyıp tanımayacakları meçhuldü.

Bir partiden çok çeşitli kanatları bulunan ve bunlardan bazıları bölgedeki feodal unsurlardan beslenen ittifaka benzeyen DEM partinin içinde çalkantılar olması da kaçınılmazdı.

Tabii, zurnanın zırt dediği yer de Kandil’di.

Terör örgütünü 1999’dan beri yaşatan şimdiki “liderler” acaba üstlendikleri teröristbaşılık görevlerini kolayca bırakabilecekler miydi?

Onlardan emir almaya alışmış, aralarında Apo dönemini hatırlayanın kalmadığı örgüt mensupları, birden bire ortada kalmaya, ileride eylemlerinin hesabını vermeye hazır olacaklar mıydı?

Tabii meselenin bir de “Türk tarafı” vardı.

Daha çağrının yapıldığı gün tepkiler de başladı ve bunlar kolay durulacağa benzemiyor.

Üstelik, bu gidişle tepkiler “partilerüstü “ hal alacağa benziyor.

Özetle, ne olacağı belli değil.

Yeni Anayasa yapma işaretlerinin çoğaldığı bir ortamda, örneğin DEM’in, Kürtlerin çeşitli kanatlarının destek olma olasılığı hiç de az değil gibi.

Bir kısım liberallerin tavırlarına bakarsanız, yeni “yetmez ama evet”çi grupların zuhur etmesi de şaşırtıcı olmayacak.

İmralı, gelişmelerin ışığında kısa zamanda gündemden düşebilir!

Coşkun KARTAL

Exit mobile version